ZÜLFİKARIN EFENDİSİ VE H.Z FATİMA

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

ZÜLFİKARIN EFENDİSİ VE H.Z FATİMA

Mesaj tarafından ÖYKÜM Bir Salı Ağus. 12, 2008 12:42 am

Zülfikarın Efendisi;

Eskilerin deyimiyle ( Yesrüb) hicretten sonra ise (Medine) veya
( Medinet’ül Resul) yeni simalarla tanışmaya gebe , tüm halkının daha sonraları (Ensar) diye adlandırılacak olan (Yesrib) ehli, kainatın efendisinin hasretle yolunu gözlemekteydiler. Çünkü (Akabe) biatından sonra böylesi bir hicretin düşüncesi bile içleri ısıtmakta ve inanalar o günün hayaliyle yaşamaktaydılar.
Medine’ye varışlarındaki muhteşem karşılanma ve en üst seviyede onurlandırılması, bize bu dediklerimizin esasen ipuçlarını veriyor ve bizler için birer muhkem kanıtı mesabesindedirler. Ve onun gelişini (veda) tepelerinin ardından üzerlerine doğup aydınlatan dolunaya benzetmeleri şeklindeki maneviyat yüklü şiirsel övgü dolu karşılamadan da fevkalade anlaşılıyor.
Medine halkı o güne kadar ne böyle bir karşılama yapmış ne de Resulullah böylesi bir geniş halk kitlesinin teveccühüne şahit olmuştu. Medine′ye varmadan Kuba’da birkaç gün,Hz Ali ve beraberinde Mekke’den gelecekleri beklemeye koyulmuştu.
Evet, Medine′ye varmıştı ancak on yıl sürecek yeni zorlu bir mücadelenin başlangıcı olacak bu noktada yepyeni bir sayfayı tek başına değil, vasisi, Zülfikar’ın efendisiyle birlikte açmak istiyordu. Ümmet bu ayrılmaz ikilinin, yani nübüvvet makamı ile imamet gerçeğinin hep yan yana olduğunu görmeliydiler, öyle de oldu.
Gün oldu savaşa giderken Medine′de yerine O′nu bıraktı, ve neden beni de cihada götürmüyorsun, Ya Resulallah! dediğinde “İstemez misin Harun′un Musa′ya olduğu nisbet′te olasın? Ve lakin benden sonra peygamber yoktur.” buyurdu.
Gün oldu Bedir′de kendisini gösterdi, Uhud′da, Hendek′te ve Hayber′de, ne kimseden geri kaldı ne de kimse onu geçebildi. Fedakarlık sözcüğü adeta onun için telaffuz edilmiş ve evrenselleşmişti. Ne dostuna kıyak yaptı ne de düşmanına adaletsizlik gösterdi. Eşsiz bir eş, benzersiz bir baba, tarifsiz bir önder timsaliydi. Kısaca tüm güzelliklerin simgesi olmuş, dünya ve mafiha onun gözünde bir arpa tanesinden daha değersiz, Kufe camisinin mihrabınd, zerbetlendiğinde (fuztu ve rabbil kabeti) “Kabe′nin Rabbine and olsun ki, kurtuldum” diyerek esasen dünyaya karşı bakışını ortaya koymuştu.
Adeta, “Alın dünyanızı verdim sizlere, sizin olsun ey dünyayı sevenler” der gibi bir haykırışdı onunkisi.
Evet, ey Medine! Ey Resulün şehri! Sende saklıydı Ali′nin sırları. Ey Medine! Senin hurma bahçelerine çöken gecelerin karanlığı şahittir Ali′nin münacatlarına, onun yakarışlarına ve onun kendinden geçişlerine. Evet ey Fatıma′nın mazlum Ali′si! Fatıma′nın baş ucuna gelmiştin bir gün ve kendisine gönlünün ne istediğini sormuştun. Sen sormasına sormuştun fakat, Fatıma
“Gönlüm hiçbir şey istemiyor amca oğlu” demişti. Fakat sen çok ısrarlıydın, zira içinde bir ukde oluvermişti. Dokuz yıllık bir evlilik sürecinde, Fatıma senden hiçbir şey talep etmemiş ve emri vaki yapmamıştı. Acaba bana dargın mıydı fatıma? Neden bir şey istemiyordu? Neden hep gönlüm bir şey istemiyor diyordu? Hani kadın haleti ruhiyesi genelde öyle olur. Dargınlığını öyle belirtir. Fakat Fatıma′nın bu tavrı kesinlikle öyle bir şey değildi. O, başka bir şeyin meftunu idi, babası Resulullah′ın sözü ve nasihatı onun kulaklarında hep yankılanıp durmaktaydı.
“Kızım! Olmaya kocandan bir şey talep edesin de O da, bulamayıp senin yanında mahcup duruma düşmesin.”
İyi bir baba, kızına ancak böyle nasihat eder. İşte o yüzdendi Fatıma′nın direnmesi. Fakat Ali′nin kendi canını öne sürerek yeminli ısrarlı tutumu karşısında Hz. Fatıma:
“Gönlüm nar istiyor amca oğlu” dedi fatıma .
Ve lakin Nar′ın mevsimi geçeli çok olmuştu. Bulunma ihtimali çok zayıftı. Yine de Ali′yi Murtaza ashabtan topluluğunun bulunduğu yere gelerek:
“Benim muhtereme bir hastam var, benden nar istedi, acaba kimde bulunur? Fiyatını iki misli öderim.” deyince, sanki herkes sözbirliği etmişcesine : “Ya Ali! Biliyorsun Narın mevsimi geçmiştir, şimdi nar bulunmaz dediklerinde; içlerinden birisi de şöyle seslendi:
“Ya Ali! Geçenlerde Yahudi Şem′una Taif′ten Nar gelmişti, belki onun evinde bulunabilir.”
Bunu duyan Hz Ali, doğruca Şem′un’un kapısına gelir ve seslenir:
“Ey Şem′un !Duydumki sana Taif′ten nar gelmiş,benim muhtereme bir hastam var, benden nar istedi bir tane verebilir misin? Fiyatını iki misli ödesem? O′da :
“Ya Ali! Doğrudur, fakat çocuklar yiyip bitirmişler” deyince Şem′un’un eşi olup bitenleri arkadan duymuş olacak ki eşine dönerek :
“Bey! Ben bir tane sandığımda saklamışım, müsaade edersen getirip verelim eli boş dönmesin.” Böylece elinde nar ile evin yolunu tutan Hz. Ali dokuz yıllık evliliklerinde Fatıma (sa)′nın istediği tek bir arzusunu yerine getirebilmenin mutluluğunu yaşayarak ilerlerken, o narı yolda kendisinden isteyen bir hasta düşküne vererek yine eli boş döner. Yolda eşi Fatıma′ya ne cevap vereceğini düşünüyordu. Eve vardığında Fatıma′nın önünde bir tepsi dolusu nar görünce:
“Ey Fatıma ! bunları kim getirdi !” Diyerek şaşkınlığını gizleyemez. O′da aynı şaşkınlıkla :
Ya Ali! Bunları sen gönderdin ya! Neden soruyorsun? Arabın birisi gelip kapıdan seslenerek bunları verdi ve Ali gönderdi” dedi.
Gel de ağlama ey göz Ali ile Fatıma′nın bu esrarengiz ilişkilerine! İstermiydi yüce Allah, Ali′nin Fatıma′nın yanında mahcup olmasını? Biricik Fatıma′sına doyamadan ayrıldılar, Haseneyn, Zeynep ve Ümmügülsüm az sonra öksüz kalacaklardı.
Aslında yetim kalan Ali′ydi.
Çocuklarının her seferinde:
“Baba! Annem nereye gitti?” sorularına cevap vermesi gereken, okşaması ve kucaklaması gereken oydu. Hane nişin olmak adeta küçük çocuklarına dert yoldaşı olmak içindi, onları büyütmek ve kollamak içindi. Analarının mazlumiyetini miras alan çocuklarına, kendi mazlumiyetini de hediye edecekti.
Kalem eldedir ne yazarsan yaz Ali′den yana. Hz. İmam Ali′nin faziletleriyle mazlumiyeti bir biriyle yarışır; çünkü hep iç içedirler. Nerede faziletinden söz edilse, mazlumiyeti de hemen yanı başında hecelendiğini görürsün.
Nedendir bilinmez, kendisine ilk bi′at edenler ilk vazgeçenler oldular, kendisini yirmi beş yıllık hane nişinlik döneminden sonra ısrarla başa geçirenler, nasıl oldu da sözlerinden döndüler? İmanı hangi terazide tartarlar bilmem ki? Haklı ile haksızı yan yana koysanız bu iki kavramın acaba hangisinin taliplisi çok olur dersiniz? Başını şöyle bir çevir alemi seyret kalemin sustuğu yerde sende sükut et ve vicdan muhasebesi yap ve herkesin yakasına kendi etiketini yapıştır, haklı ile haksız artık sana kalmış, vicdanına kalmış ve imanına kalmış. Zira yarın mahşer günü icraatımız kadar düşünce ve kanaatlerimizin gölgelerinde gölgeleneceğiz.
Toprağın babası mı desek, Hayber′in fatihi mi adlandırsak? İbadet mihrabının mazlumu olarak mı dillendirsek? İşte çok yönlü kişiliğine itirazımız yok, onunkisi pohpohlamalı bir konum değildi haşa. “Üstünlük düşmanın övgüsüne layık olandır” mealindeki hadisi şeriftir ondaki. Handek’teki, o bir kılıç vuruşunla Amr bin Abdavud′u yerle bir edişin olmasaydı, merak ediyorum acaba aziz İslam′dan bir eser kalır mıydı? Onun için değil miydi ki Resulullah Handek günü Ali′nin o bir kılıç vuruşu Sekaleyn′in, (insanlar ve cinler) ibadetlerinden daha üstündür, buyurdular. Evet Ya İlahi ben bunlara gönülden inanmışım. Şahidim ol!.şahidim ol!. Şahidim ol!
Zeki TÜMAY-IĞDIR

ÖYKÜM
Admin

Mesaj Sayısı : 99
Kayıt tarihi : 06/08/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: ZÜLFİKARIN EFENDİSİ VE H.Z FATİMA

Mesaj tarafından Admin Bir Salı Ağus. 19, 2008 11:50 pm

canım yüreğine sağlık

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 49
Kayıt tarihi : 03/08/08

Kullanıcı profilini gör http://aliningulleri.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz